ÇALIŞMADAN YAŞAMAK
- Emine Gümüş

- 1 Haz 2025
- 4 dakikada okunur
Yazar: Emine Gümüş
Editör: Tuğba Atlı
Çizer: Rümeysa Şevval Aytekin

Bir varmış, bir yokmuş. Toprağın altında dev bir labirent gibi kıvrılıp giden yolların, bir taç gibi parlayan çamurdan sarayların, bir battaniye gibi damların üstünü örtmüş yaprakların olduğu kocaman bir karınca şehri varmış. Bu şehirde yüzbinlerce çalışkan karınca yaşarmış. Her sabah gün doğmadan uyanır, yiyecek bulur, tünel açar, yuva yaparlarmış. İçlerinden biri; Toska, pek de çalışkan değilmiş. İşi gücü hayal kurmakmış. Genellikle bir ağacın gölgesine uzanır, gökyüzündeki bulutları izler, uzun uzun düşler kurarmış. Diğer karıncalar günde yüz kez yuvalarına gidip gelirken Toska, bunu bir kez yapsa kendini başarılı sayarmış.
Bir gün ormanda gezinirken gözleri; kocaman, parlak, kırmızı bir vişneye takılmış. Bu vişne, neredeyse kendi boyunun elli katıymış. “Bu kadar büyük bir şeyi taşımak… Off! Kim uğraşacak şimdi bununla?” diye mırıldanmış. Sonra gözlerini kısarak vişneye bir kez daha bakmış. “Ama… Eğer bunu taşırsam… Belki de aylarca çalışmam gerekmez,” demiş kendi kendine. Önce vişnenin etrafında dolaşmış, sonra cesaretle yaklaşmış. “Hımmm… Şuradan ittireyim, olmazsa öbür yandan dürterim,” demiş. Ama ne yaparsa yapsın, vişne yerinden kıpırdamamış. Derken bir anlık dikkatsizlikle ayağı kaymış ve bir çukura düşmüş. Çukurun dibinde buruşmuş bir kâğıt dikkatini çekmiş. Bu, karınca gazetesiymiş. Üzerinde kocaman harflerle şöyle yazıyormuş: "YENİ NESİL KARINCA ROBOTLARI TANITILDI."
Toska şaşkınlıkla mırıldanmış: “Neee! Artık robotlar yiyecek taşıyabiliyor mu?” Gazeteyi heyecanla okumuş. Yeni robotlar her şeyi yapabiliyormuş: yaprak kesmek, yiyecek taşımak, tünel kazmak… Yorulmak yok, çalışmak yok, Toska’nın gözleri parlamış. Harika! Artık çalışmak zorunda değilim. Bu, benim son seferim. Bu koca vişne bitene kadar robotlar bizim koloniye de gelir. İşte o zaman hiç çalışmam gerekmez. Zihnine hücum eden bu düşünceler hoşuna gitmiş. Geriye doğru üç adım atmış. “Geliyoruuumm!” diye bağırarak koşarken vişneye çarpmış. Vişne azıcık yuvarlanmış. Ama o kadar da değil. Birden hoop diye devrilip Toska’nın üstüne düşmüş.
Bir çığlık duyulmuş: “Evvv!” Toska yere dümdüz serilmiş. Bir anda her şey kararmış ve gözleri kapanmış. Bir uğultu duymuş. Toprak titremiş. Rüzgâr gibi geçen ışıklar... Yıldızlar... Ve sonra bambaşka bir dünyada açmış gözlerini. Yıl 3025. Karınca şehri toprak değil, metalden tünellerle kaplıymış. Etrafta robot karıncalar geziniyormuş. Gözlerini ovuşturmuş, antenlerini sallamış. Burası neresiymiş? Birden önünden hızla geçen bir şey görmüş. Ufacık bir karınca gibi ama… Gövdesi çelikten, ayakları tekerlekliymiş. Sırtında ise parlayan kancalar varmış. “Yükleme tamam. Teslimat başlıyor,” demiş mekanik bir ses. Bir değil, iki değil, onlarcası oradaymış. Her biri başka başka işler yapıyormuş. Bazıları uçuyor, bazıları kazıyor, bazıları yiyecek taşıyor, bazıları da bilgi ekranları taşıyormuş. Toska hepsini hayranlıkla izlemiş.
Burada kimse çalışmıyormuş çünkü robotlar zaten her şeyi yapıyormuş. İlk günler rüya gibiymiş. Ne taşımak varmış ne kazmak ne de sabahın köründe uyanmak. Hiç çalışmadığı hâlde yemekler önüne geliyormuş. Toska, bütün gün yatağa uzanıp minik ekranlardan animasyonlar izliyormuş. Günler böyle geçip gitmiş ya da haftalar mı? Belki de aylar… Toska, artık kolonide kaç gün geçtiğini bile bilmiyormuş. Sabah mı, akşam mı? Robotlar söylemeden anlamak mümkün değilmiş.
Başlarda bu yeni hayat Toska’ya harika gelmiş ama günler geçtikçe bir şeyler değişmeye başlamış. Vücudu ağırlaşmış, sabahları zor uyanır olmuş. Bir sabah yatağından kalkamamış bile. Ayakları uyuşmuş gibiymiş. Robotlar her istediğini yerine getiriyormuş ama yine de bir şeyler eksikmiş. Sesleri duygusuz, yüzleri ifadesizmiş. Hep aynı cümleyi tekrarlıyorlarmış: “Hizmetinizdeyiz.” Karıncaların neşeli şarkıları, ayak sesleri, birlikte paylaşılan yemekler, oynanan oyunlar yokmuş bu dünyada. Gülüşler yokmuş. Toska’nın içini tarif edemediği bir boşluk kaplamış. Gözleri dolmuş. O anda birden sistem çökmüş. Işıklar sönmüş, robotlar duruvermiş. Tırr… Çırr… Kzzztt… Sonrası sessizlik. Robotların ekranlarında tek bir yazı yanıp sönüyormuş: Sistem arızası! Manuel müdahale gerekli!
Toska paniğe kapılmış, hemen dışarı çıkmak istemiş. Yuvanın kapısına geldiğinde bir gariplik hissetmiş. Geçemiyormuş. Bir adım atmış, oracıkta sıkışmış. Tekrar denemiş ama gövdesi kapıya takılıp kalmış. “Neler oluyor?” demiş şaşkınlıkla. Başını eğip kendine baktığında gövdesinin eskisinden çok daha büyük olduğunu görmüş. “Ben… Ben şişmanlamışım!” Diğer karıncalar da aynı durumdaymış. Hatta bazılarının karınları öyle büyümüş ki oturduklarında yuvarlanıyorlarmış. İçlerinden biri ayağa kalkmaya çalışırken sırt üstü devrilmiş ve antenleri havaya dikilmiş. Uzun süredir sadece yiyip, içip hiç hareket etmeden yattıkları için vücutları şişmiş, kimse kıpırdayamıyormuş. Bir tanesi, “Bacaklarım beni taşımıyor,” diye mırıldanmış. Öteki, “Yuvamdan çıkamıyorum yardım ediiinn!” diye bağırmış. Lakin yardım edecek kimse kalmamış. Herkes ya yorgun ya uykusuz ya şişman ya da tamamen hareketsizmiş.
Bir süre sonra Toska, göz kapaklarında sıcaklık hissetmiş. Güneş usulca yüzüne vuruyormuş. Yavaşça gözlerini aralamış. Başta nerede olduğunu anlayamamış, her şey bulanıkmış. Etrafına bakmış. Ne robotlar varmış ne de metalik yuvalar. Üzerinde bir ağırlık hissetmiş. Başını hafifçe çevirmiş, kocaman vişne hâlâ üstündeymiş. “Ohhh! Her şey bir rüyaymış…” diye fısıldamış. Kalbi hızlı hızlı atmaya başlamış. Önce karnını yoklamış, sonra bacaklarını oynatmış. “Hareket edebiliyorum. Şişman değilim… Şişman değiliiimm…” Bir süre hiçbir şey yapmadan öylece kalmış. Sonra gözleri tekrar vişneye kaymış. Bu kez içinden farklı bir ses yükselmiş: “Bu vişneyi taşımalıyım.” Gözleri kararlılıkla parlamış. “Robot yok, yardım yok.” İttirmiş, zorlanmış ama vazgeçmemiş. Biraz soluklanmış ve kendi kendine mırıldanmış: “Bu kadar büyük bir şeyi tek başıma taşıyamam. Ama… Acaba yuvarlayabilir miyim?” Çevresine bakınmış. Toprak biraz eğimliymiş. Eğer vişneyi yokuş aşağı yuvarlarsa belki. Hemen işe koyulmuş. Önce vişnenin önündeki taşları ve dalları temizlemiş, küçük yollar açmış. Ama vişne çok büyükmüş, yine de kıpırdamıyormuş. Toska yere oturmuş, antenlerini kaşıyarak düşünmüş. "Direkt yuvarlayamıyorsam, altına bir şeyler koyabilirim. Tekerlek ya da kaydırak gibi!" demiş. Hemen ince, kaygan yapraklar toplayıp vişnenin altına yerleştirmiş. Bir kez daha itmiş. Tak. Vişne hafifçe kaymış. Toska sevinçle bağırmış: "İşe yarıyooorr! İşe yarıyooorr!"
Günler süren çabadan sonra vişne yuvasındaymış. Toska başını kaldırmış ve kocaman bir kahkaha atmış. Üretmek, başarmak ve paylaşmak. Bu üç kelimeyi kalbine kazımış. O günden sonra çalışmaktan hiç kaçmamış çünkü artık başarının çalışmakta, paylaşmakta ve emekte saklı olduğunu çok iyi biliyormuş. Yine de yeni nesil karınca robotlarını beklemeye devam etmiş. Sonuçta teknoloji harika bir şey değil mi? Ama önce biraz emek vermek gerek tabii.