SEMSE İLE SAKAR
- Aysel Yardımcı
- 18 Ağu 2024
- 3 dakikada okunur
Yazar: Aysel Yardımcı
Editör: Nur Banu İlerigelen

Kimi demiş bin yıl geçmiş, kimi demiş o kadar geçmemiş. Zamanın önemi yokmuş, olanlar olacağı gibi olmuş.
Bir zamanlar, mutluluk ve güven içinde yaşanan bir krallıkta ölümcül bir hastalık yayılmış. Herkes yavaş yavaş hastalanırken bu amansız hastalığın sebebini ne tabipler ne bilgeler bulabilmiş. Bu hastalık saraydan tam yirmi gün yirmi gece uzaklıkta olan Bakır Kasabası’nın bile kapısını çalmış.
Bakır Kasabası küçük bir yermiş. Kasabada her yerde bakır görmek mümkünmüş. Gökyüzünün rengi bile bakırın yansımasıymış. Daha çocuk olmasına rağmen en iyi bakır kapları yapan biri varmış, adı Semse’ymiş. Semse daha 13 yaşındaymış ama ustalığıyla herkesi kendine hayran bırakırmış. Yaşlı annesine bakacak tek kişi o olduğundan yıllardır çalışır, bu yüzden arkadaşlarıyla oynamaya pek zaman bulamazmış. Hele arkadaşlarının arasında biri varmış ki, onu kendinden bile çok severmiş: can dostu Sakar. Aslında ismi o değilmiş ama başarısız ve beceriksiz olduğu düşünüldüğü için zamanla Sakar diye anılır olmuş. Yine de Sakar başkalarının ne düşündüğünü çok önemsemez, bir gemicinin yanında çalışırmış.
Sakar bir yana, bu ölümcül hastalık Bakır Kasabası’nda neredeyse her eve girmiş, artık herkes iyice korkar olmuş.
Kral seferberlik ilan etmiş. Komşu krallıklara askerlerini yollamış, bir çare soruşturmuş. Askerlerin yolda karşılaştıkları, dağlarda yaşayan bir adamın dediğine göre Altılı Dağlar’ın arkasında etrafı gölle çevrili bir kara parçası, bu kara parçasının üstünde de meyveler varmış. Bu meyveler her derde deva olurmuş.
Çaresiz kral, tutunabildiği tek umut olan bu söylentiye inanmış. Oradan şifalı meyveleri toplayıp getireni ömür boyu sarayında yaşatacağını, onu altınlara boğacağını duyurmuş. Bunu duyan komşu krallıklardan birçok insan ödülü kazanmak için yolculuğa çıkmış. Cesuru, korkağı, güçlüsü, zayıfı… Ama nafile! Giden herkes eli boş dönüyor, kimse meyveleri toplamayı başaramıyormuş.
Bakır Kasabası’nın en güçlü delikanlısı da eli boş dönenlerden biriymiş. Geri geldiğinde tüm kasabalı etrafına toplanmış ve merakla onu dinlemiş. Delikanlı ise başlamış anlatmaya: “O suda yüzmek mümkün değil. Ne yüzmek ne de bir kayık yüzdürmek... Benimle beraber onca insan uğraştı. Zaten birinin uydurmasıymış. Saraya döndüğümüzde duydum. Kimse bu sudan geçemeyince kral, adamın kendisiyle alay ettiğini düşünüp sinirlenmiş ve adamı saraya getirttirmiş. Adam, işin sırrını anlatmış anlatmasına ama kimseye söylememesi için de kralı tembihlemiş. Koskoca kral bütün bunlara nasıl inanır, hâlâ aklım almıyor!”
Delikanlının dedikleri gerçekten de doğruymuş. Adamın sırrını duyan kralsa hepten ümidi yitirmiş. Acaba bu sır neymiş?
Delikanlıyı dinleyen Semse, duydukları karşısında çok üzülmüş. Çünkü biricik annesi de bu hastalığa yakalanmış. Onun bu hâlini gören Sakar, Semse’ye bu zorlu yolculuğa birlikte çıkmayı teklif etmiş. Semse bunun tek çare olduğunu düşünmüş ve hemen o gece yola çıkmışlar. Kasabada içinde biri beceriksiz olan bu iki çocuğun başaracağına bir tek Semse’nin annesi inanıyormuş.
Semse ile Sakar, Altılı Dağlar’a gitmek için altı büyük krallık geçmiş. Krallıklardan ilki olan Karınca Krallığı’nda karınca yuvalarına basmamaya dikkat eden bu iki arkadaşa Karınca Kral seve seve yolu göstermiş. Yol, Arı Krallığı’na doğru gidiyormuş. Semse ile Sakar Arı Krallığı’nda Kraliçe Arı’yı sıkıştığı kovandan kurtarmışlar. Sevinçten havalara uçan arılar da ballardan hediyeler hazırlamış. Balık Krallığı’nda kıyıya vurmuş yavru balıkları nehre geri bırakmışlar, Balık Kralı’ndan çokça teşekkür almışlar. Kuş Krallığı’nda kanadı kırık kuşa yardım etmiş ve kuşlarla arkadaş olmuşlar. Tilki Krallığı’na varmış, susuzluktan bîtap düşen tilkilerle sularını paylaşmışlar. Yolculuğun sonunda Örümcek Krallığı’nda örümceklerin yuvalarını dağıtmamaya dikkat etmiş ve krallıkların sonuna gelmişler.
Semse ile Sakar, Altılı Dağlar’a gitmek için altı hırçın şelale geçmiş. Balık Kralı ve sürüsü sayesinde kâh yüzerek, Kuş Kralı ve sürüsü sayesinde kâh uçarak bu şelaleleri geçmişler. Semse ile Sakar, Altılı Dağlar’a gitmek için altı büyük çöl geçmişler. Çöl fırtınalarından Örümcek Kralı ve sürüsünün ördüğü ağlar sayesinde korunmuşlar. Tilki Kralı sayesinde yollarını, Karınca Kralı sayesinde sularını bulmuşlar. Nihayet Altılı Dağlar’ın önündeki göle varmışlar.
Sakar, sağlam bir kayık yapmış. Sandala atlamışlar, kürek çekmeye başlamışlar. Geçilmesi imkânsız denen suyun üzerinde ilerliyorlarmış işte! İkisi de çok şaşkınmış. Bu yaşadıkları hayal mi, gerçek mi, anlayamadan adaya ulaşmışlar. Toplayabildikleri kadar meyve toplayıp ülkelerine dönmüşler.
Kral bu haberi duyunca iki arkadaşı heyecanla huzuruna çağırtmış. Sakar konuşmaya başlamış: “Kralım, bu şifalı bitkilerden çorba yaparsak ülkemizdeki tüm hastalara yeteceğini düşünüyoruz.” Ardından Semse eklemiş: “Krallıkta yaşamak değildir dileğimiz, sadece meyveleri kasabamıza çabucak götürmek istiyoruz.”
Kral, güzel kalpli bu iki genci ülkesinin önemli işlerinde, önemli yerlere getirmiş. Semse ile Sakar’ın da altı krallıkta ünleri yayılmış, destanları yazılmış.
İşte şimdi, dağlarda yaşayan adamın sırrını açıklama vakti!
“O sudan ancak, endişelerini sırtına kambur etmeyip inancını kalbinde taşıyanlar geçebilir. Diğerleri ise dertleri ağırlığınca suya batacak ve yüzemeyeceklerdir.”
Her derdin şifasına ulaşmanın da bir zorluğu olmalıydı, değil mi?