top of page

SAKLI ORMAN-BEKLENMEDİK MİSAFİR

  • Yazarın fotoğrafı: Serap Doygun
    Serap Doygun
  • 26 Ağu 2024
  • 3 dakikada okunur

Yazar: Serap Doygun

Editör: Derya Özgenç



Mini, postacı güvercinin bıraktığı pakete bir an önce bakabilmek için aceleyle mutfağa girdi. Paketi masaya koyup çekmeceyi açtı ve bir makas aldı. İçinde neler olduğunu o kadar merak ediyordu ki ipleri makasla keserken neredeyse patilerine de zarar verecekti. Paketten çıkanları yapabildiği en nazik şekilde masaya dizdi: Anneannesine gösterip hakkında bilgi alması gereken birkaç yaprak, annesinin onun için elleriyle yaptığı belli olan deniz kabuğu rozeti, ağaç kabukları ve tohum örnekleri, kapaklı metal bir kutunun içinden çıkan kelebek larvaları ve Mini’nin günlerdir gelişini gözlediği kartpostal.

Kartpostalın ön yüzünde yeşilin her tonunu içinde barındıran bir orman yer alıyordu. Bu uzun ve heybetli ağaçlar Saklı Orman’da da vardı ama yine de kartpostaldakiler Mini’ye bir başka geldi. Anne ve babasıyla o ormanda dolaşabilme ihtimali bile onu heyecanlandırdı. İçine düştüğü hayallerde boğulmaktan son anda kurtulup şimdiki zamana geri döndü. Hevesle kartpostalın arkasını çevirdi. Elbette onu babasının özenli ve güzel yazısı karşıladı. Kartpostalı bir nefeste okudu. Babası; şu an Güney Afrika’da olduklarından, daha önce kimsenin keşfetmediği vahalar keşfettiklerinden, annesinin Saklı Orman’da büyütüp geliştirmek üzere tohumlar topladığından bahsediyordu. Ayrıca kartpostalın en altına minik bir de not eklemişti. Orada tanıştıkları bir arkadaşlarına Saklı Orman’ın adresini vermişlerdi ve bu gizemli arkadaşları çok yakında ziyaretlerine gelecekti. Mini hasretle kartpostalın ön yüzünü çevirdi. Devasa ağaçlar, kocaman yapraklı bitkiler, belli belirsiz gözüken mavi gökyüzü… Hey, bir dakika! Şu ilerideki şey de neydi?

Mini burnunu kartpostala iyice yaklaştırıp inceledi ama iri yeşil yaprakların arasından görünen o minicik koyu renk gözlerin kime ait olduğunu anlayamadı. Anneannesi ve dedesi aşağıdaki patikada yürüyüşe çıkmışlardı. En iyisi onlara sormak, diye mırıldandı. Elindeki kartpostala dalgın dalgın bakarak yürümeye başladı. Tam patikaya sapacağı sırada bir çığlık sesi duydu. Mini elinde anne ve babasının gönderdiği kartpostalla ne yapacağını bilemez hâlde donakaldı. Çığlık bir kez daha yükseldiğinde kartpostalı kürkünün içine sıkıştırdı ve göle doğru koşmaya başladı. Deve dikenlerini geçip sazlıkların ardına baktığında suda çırpınan bir şey gördü. Bu şey devasa bir makine gibi çalışıyor ve durmadan kabarcıklar çıkarıyordu. Mini hızlıca etrafını taradı. İşine yarar bir dal parçasını gözüne kestirdiğinde kabarcık makinesinin hareketleri azalmıştı. Elindeki dalı ona uzatırken çok geç kalmış olmamayı diledi. Kabarcık makinesi kendisini dürten sopaya can havliyle sarıldı. Mini tüm gücüyle onu kıyıya çekmeye başladı. Bu sandığından daha zordu. Gücü tükendiği sırada arkasında bir pati hissetti. Ağırlık kendisine yardım edenler sayesinde hafiflemişti. Dalı son kez kıyıya çektiklerinde hep birlikte çakıl taşlarının üzerine yuvarlandılar.

Mini gözlerini açtığında karşısında duran şey koskocaman bir göbekti. Koyu gri postu yavaşça inip kalkıyordu. Dedesi Kestane Bey gizemli yabancının karnına patileri ile bastırmaya başladı. Yuttuğu fazla suyu çıkaran yabancı gözlerini açtı. Birkaç saniyelik bakışmadan sonra kendine geldi ve ani bir hareketle patilerinin üzerinde döndü. Mini daha önce tanık olmadığı o muhteşem şeyi bu esnada gördü. Kestane Bey de en az Mini kadar şaşkındı.

-Mirketler aşkına! Buralarda en son ne zaman bir oklu kirpi gördüğümü hatırlamıyorum.

-Hepsini avladılar da ondan! Neymiş etimiz şifalıymış. Peh! Oradan bakınca ilaca mı benziyorum?

Oklu kirpi bir yandan üstünü başını düzeltiyor bir yandan da söyleniyordu. Mini onun ne kadar haklı olduğunu düşünürken dedesi bu beklenmedik misafirin postunu incelemeye başladı. Yumuşak bir yün, kalın ve uzun oklar, kısa dikenler… Mini de burnunu yaklaştırmıştı. Benim en uzun cetvelimden bile daha uzun, diye mırıldandı hayranlıkla oklara bakarken.

-Siz ikiniz, şöyle kenara çekilin de misafirimiz nefes alsın.

Oklu kirpi Zencefil Hanım’a minnetle baktı. Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra böyle düşünceli hanımefendilerle karşılaşmak ne büyük şanstı. Doğruldu ve oklarını iyice dikleştirdi.

-Sadece birkaç yudum su içmek istemiştim ama ayağım kaydı. Doğrusunu söylemek gerekirse oldukça yorgunum. Buraya bir arkadaşımın tavsiyesiyle geldim. Dünya üzerinde huzurla yaşanacak ender yerlerden olduğunu söyledi, umarım haklıdır. Huzura gerçekten ihtiyacım var. Aynı zamanda şifalı bir yiyecek olarak görülmediğim gerçek bir eve.

-Bayım, o zaman doğru yerdesiniz.

Zencefil Hanım ve Kestane Bey misafirlerine kocaman gülümsediler. Onu kucaklamak için hamle yaptıkları anda sivri oklarla burun buruna geldiler ve kendilerini geri çektiler. Mini de aniden babasının yolladığı kartpostalı hatırladı. Kürkünden çıkarıp dedesine ve anneannesine uzattı. Anlaşılan o ki babalarının müjdesini verdiği misafir kartpostalla aynı zamanda gelmişti. Oklu kirpi kartpostalı görünce heyecanlandı.

-Yoksa sen Mini misin? Baban senden çok bahsetti. Sana fotoğrafımı gönderdiğini bilmiyordum.

Zencefil Hanım neşeyle cıvıldadı.

-Muhabbetimize evde devam etmeye ne dersiniz? Hem de taze meyve eşliğinde.

Oklu kirpi guruldayan karnını mutlulukla ovaladı. Aklı başında hiçbir kirpi taze meyveye hayır demezdi. Hep birlikte ormanın içindeki evlerine doğru yürümeye başladılar.

 
 

©2023, Recep Bilal Aksu tarafından kurulmuştur.

  • Instagram
bottom of page