IŞIK VE BAMYA
- Serap Doygun

- 18 Ağu 2024
- 3 dakikada okunur
Yazar: Serap Doygun
Editör: Nefise Dilvin Sığırcıoğlu

Size, gözlerimizden çıkan ışık sayesinde görüyoruz desem ne dersiniz? Amma da saçmaladın mı, yok daha neler mi, ya bırak Allah aşkına mı? Bir dakika sakin olun, tek tek konuşun! Bazılarınızın, “Ohaaa!” dediğini duyuyorum ki bu hiç hoş değil. Şu en arkadaki gözlüklü arkadaşınız söz istiyor.
-Evet, gözlerimizden çıkan ışık sayesinde görüyoruz desem ne dersin?
-Gözlerimizden çıkan ışık sayesinde görüyorsak, o zaman karanlıkta neden göremiyoruz?
-İşte bu! Hem harika bir cevap hem de harika bir soru. Seni üzmek istemem ama bu ilk kez akla gelen bir soru-cevap değil. Senin kurduğun cümlenin aynısını Ebû Ali el-Hasan ibn el-Hasan ibn el-Heysem de kurmuş.
-Kim dedin?
-Sen, İbni Heysem desen de olur. Hatta bundan sonra ben de öyle yapayım, ağzım dilim kurudu vallahi.
En başından anlatayım da dinleyin. Temmuz sıcağının her yanı yakıp kavurduğu bir öğleden sonra İbni Heysem nihayet atölyesinden dışarı kafasını uzatmaya cesaret etti. Sıcak hava yüzünden başına ağrı girmişti ve acilen bir fincan nane çayı içmesi gerekiyordu. Kafasının tam üstüne bir buz kütlesi koydu ve yürürken kayıp düşmesin diye ince pamuklu bir kumaşla bağladı. Mümkün olduğunca evlerin sundurmalarına yakın yürümeye çalıştı. Gölgelikler kaçıyor, o ise kovalıyor gibiydi. Kafasındaki buz kütlesinden eriyip dökülen su damlaları daha tozlu zeminle buluşamadan buharlaşıp gökyüzüne yükseliyordu. İşte, İbni Heysem bu zor şartlar altında çay ocağına ulaştı. Vücudunu arada bir esen rüzgârın gri sakallarını okşayacağı bir köşeye bıraktı. Sipariş ettiği nane çayından birkaç yudum aldıktan sonra baş ağrısı biraz hafiflemişti. Hemen ilerisinde hararetli bir tartışmanın etrafında toplanmış kişilere kulak kabarttı. Orada bulunanlardan biri yüksek sesle konuşuyordu.
-Hey, ahali! Beni dinleyin. Sizler nasıl olup da görebildiğimizi zannediyorsunuz. İnanın bana, bu elbette gözlerimizden çıkan ışık sayesinde oluyor.
Sıcaktan baygın düşüp bir köşede horul horul uyuklayanlar bile bu hayret verici sözler karşısında ayıldı ve kulaklarını bir tilki gibi dikti. Demek gözlerimizden bir ışık çıkıyordu. Birkaçı bu ihtimali kafasında ölçüp biçip tarttıktan sonra hep bir ağızdan haykırdı.
-Hangi ışık?
-Elbette göremediğimiz bir ışık.
Soruyu cevaplayan adam kendinden emindi. Sanki bu hiç kimsenin göremediği ışığı bir şekilde görmüş de çaktırmıyormuş gibi bir hâli vardı.
-Hüüüppppp!..
Herkes nane çayının son yudumunu büyük bir gürültüyle içen İbni Heysem’ e baktı. Onun geldiğini fark etmemelerine şaştılar. Temmuz sıcağı kimsede kafa bırakmamıştı. İbni Heysem elindeki çay fincanını yerine bıraktı ve bakışlarını doğruca görünmeyen ışığın varlığına adı gibi emin olan adama dikti.
-Madem gözlerimizden çıkan ışık yardımıyla etrafımızı görüyoruz, o zaman neden karanlıkta hiçbir şey göremiyoruz?
Soru adamın çalışmadığı yerden gelmişti. İbni Heysem belki bir fikri olan vardır da cevap verir diye bir müddet bekledi. Tam da tahmin ettiği şey oldu. Hiç kimsenin bir fikri yoktu. Kafalardan yükselen soru işaretlerinin çay ocağının isli ve yüksek tavanında biriktiği o anda İbni Heysem onların yanına yeni sorular bıraktı.
-Eğer ışık gözümüzden çıkıyorsa parlak bir ışığa bir müddet baktığımızda gözlerimiz neden acıyor? Ya da karanlıktan aydınlığa aniden çıktığımızda neden gözlerimiz rahatsız oluyor?
İbni Heysem’in sorularının ardı arkası kesilecek gibi değildi. Çay ocağında bulunanlardan bazıları çaktırmadan ortamı terk etti. Birkaçı cevap vermek için ağzını açtı ama ne diyeceğini bilemediği için gerisin geri kapadı. Gözün ışığın kaynağı olması fikri, İbni Heysem’ in sorduğu birkaç soruyla, çay ocağında bulunan herkese saçma gelmişti. Hatta bu ışığın varlığını iddia eden adama bile. İbni Heysem kendisini bırakıp uzak diyarlara giden baş ağrısının tersi istikamete, atölyesine dönmeye karar verdi. Havanın serinlemeye başladığı bu ikindi vakti gözün yapısı ve görme olayını anlatacağı yeni kitabını yazmaya devam etmesi için harika bir fırsattı. O da öyle yaptı ve atölyesinin yolunu tuttu. Eline kalemini alıp kâğıtların başına oturduğunda çay ocağında yeni bir tartışma alevlenmişti. Görünmeyen ışığın mucidinin başka parlak fikirleri vardı.
-Kardeşlerim beni dinleyin! Keçilerinize yedirdiğiniz bamya aslında insanlar için çok faydalı bir besindir.
-Hadi ama!
-Bu da iyice saçmaladı.
-Bamya mı yiyecekmişiz?
-Ölsem yemem!