top of page

DÜNYA FUARINDA BİR APAÇİ

  • Derya Deniz
  • 20 Şub 2024
  • 4 dakikada okunur

Yazar: Derya Deniz Zümbül

Editör: Merve Babacan Yılmaz

Şef Editör: Behice Kavak



Beyaz Adam Bizden Değişmemizi İstedi. Nasıl Yaşadığımızı Bilmeden…

Adım George White ve Amerika’da yaşayan bir fotoğrafçıyım. Haftalardır bu günü bekliyorum: St. Louis Satın Alma Fuarı’nı… 1904 yılının en büyük olaylarından biri bu olsa gerek. St. Louis’in Fransızlardan satın alınmasının 100. yılı anısına büyük bir fuar düzenleniyor.

Fuarın yedi ay sürmesi planlanıyor. Çeşit çeşit mimarlar, inşaat mühendisleri, bahçıvanlar, işçiler, ustalar; günlerce bu yeri oluşturmak için çalıştılar. Bu fuar birçok insanın evlerinden birkaç mil uzağa çıkmasını sağlayacak. Ulaşım şartları zor olsa da böylesi bir fuar görülmeye değer. Benim gibi bir fotoğrafçı için de burada olmak oldukça önemli. Çoğu insanın ömründe bir defa görebileceği şeylere burada şahit oluyorum.

İlk gün fuarın teknik bölümünü dolaştım. Yeni icatlardan olan otomobiller, uçaklar ve hareketli resimler burada sergilenen şeylerin en başında geliyordu. Fuar alanında elektrik de bulunuyordu. Yıldızlar sanki başımızın üstüne inmiş gibiydi.

Çeşit çeşit yemekler, vahşi hayvan gösterileri, büyük dönme dolap, dansçılar, büyük macera gezileri… Burası âdeta cennetten bir köşeydi. Ne yazık ki birkaç ay sonra bitecek olması üzücü.

Son iki gündür “insanat” bahçelerini geziyor, buranın fotoğraflarını çekiyorum. Afrika’dan, Filipinler’den, Amerikalı yerlilerden oluşmuş düzinelerce insanın bir arada olduğu bir yer burası. Kara derili, çekik gözlü, kızıl derili pek çok insan... Kıyafetleri, saçları, takıları her şeyleri bizlerden farklı… Çitlerin arkasında duran bu insanları izlemek oldukça heyecan verici…

Fuara takım elbiseleriyle gelen adamlar, özenle topladıkları saçlarının üstüne büyük şapkalar takan beyaz gömlekli kadınlar, çocuklar… “İnsanat” bahçesindekileri seyreden herkes, dünyanın ne kadar büyük olduğunu da görüyordu. Kadınların bazıları bu seyir karşısında tedirginliklerini saklayamıyor, çitlerin ardındaki bu insanlara bakarken küçük çocuklarını sıkı sıkıya tutuyorlardı. Tıpkı vahşi bir aslanın kendilerine saldıracak olmasından korktukları gibi. Ziyaretçilerin büyük bir kısmı uzak kültürlerin insanları ile ilk defa karşılaşıyorlardı.

“İnsanat” bahçesinin en ilgi çekenleri Filipinli İgorotlar oluyor. Çitlerin ardındaki koyu tenli bu insanları sıkılmadan dakikalarca izleyebilirsiniz. Erkeklerinin üstünde giysi olarak sadece sarılmış bir kumaş parçası var. O da göbeklerinden aşağısını örtüyor. Bacakları ise açıkta... Kadınların kıyafetleri erkeklere göre biraz daha normal. Fillerin üzerine oturup fotoğraf çektiren bu garip varlıkların boyunlarında değişik taşlardan kolyeler, kafalarında da uzun tüylerden süsler bulunuyor. Ne kadar garip…

Dün “insanat” bahçesini gezerken inanılmaz bir şeye rastladım. Karşımda duran adam Apaçilerin reisi Geronimo’dan başkası değildi. Elindeki iki oku ve yayı sıkı sıkıya tutmuş, beyaz adamın kendisini seyretmesi için öylece dikiliyordu. Oldukça yaşlıydı. Üzerindeki ceketi ve kafasındaki şapkası onun bir Apaçi olduğunu gizleyemiyordu. Yıllarca at sürmüş ve kabilesine önderlik etmiş bu savaşçıyı gördüğümde kendisiyle konuşmak için izin istedim. Fotoğrafçı olduğum için beni geri çevirmediler. Onunla gerçekleştirdiğim söyleşiyi sizlerle paylaşıyorum.

Gerçek adınız “Geronimo” mu? Size böyle hitap edebilir miyim?

Annem ve babam bana doğduğumda “Gokhlayeh” adını verdiler. Sizin dilinizde “esneyen adam” demektir. Ama sonra Meksikalı adamlar bana “Geronimo” dediler ve ismim böyle anılmaya başladı. Beyaz adam beni böyle tanıyor.  Bana “Geronimo” diyebilirsin.

Sizi biraz tanıyabilir miyiz Geronimo?

Haziran 1829'da doğdum. Kabilemiz, Arizona'da, Gila Nehri'nin güneyindeki dağlık bölgede yaşıyordu.

Gila Nehri'nin kenarında yer alan bu ülkede büyüdüm. (Gözleri uzaklara dalıyor.) Orası bizim vatanımızdı. O dağların arasında çadırlarımız saklıydı. Dağınık vadiler tarlalarımızı barındırıyordu. Her tarafa uzanan uçsuz bucaksız çayırlar bizim otlaklarımızdı. Kayalık mağaralar bizim mezar yerlerimizdi.

(Sesine bir hüzün eşlik ediyor.) İnsanlarımız yeryüzünde yok oluyor ama işe yaramaz olduğumuzu düşünmüyorum. Yaratıcı, tüm insan kabilelerini yarattı ve bunda doğru bir amaç vardı.

Nasıl savaşçı oldun?

(Yaşlı yüzü geriliyor.) Savaşçı olmayı ben istemedim. Beni beyaz adam savaşçı yaptı. Gençliğimde bir kadın sevmiştim. Orada dağlarda yaşıyorduk. Bir aile kurmuştuk. 1858 yazında Meksikalı askerler geldi. Onu, iki kızımı ve annemi benden aldılar. Çok uzun bir süre ne yapacağımı bilmeden öylece kaldım. Hayatta bir amacım kalmamıştı. Aradan bir yıl geçince gücüm bana nasıl savaşçı olacağımı öğretti.

Ben gençken beyaz adam geldi ve halkımın topraklarını istedi. Askerleri hücum borusunu çaldı. Onlar köylerimizi yaktığında dağlara çıktık. Yiyeceklerimizi aldığında dikenleri yedik. Çocuklarımızı bizden kopardıklarında yeniden çocuk sahibi olduk. Ama onlara asla boyun eğmedik.

Amerikalı askerlere teslim olmaya nasıl karar verdiniz?

Beyaz adam, bana kardeş olabileceğimizi anlattı ve birtakım sözler verdi. Hükûmetin bizi koruyacağını söyledi. Bir ev ve geniş araziler vadetti. Bize sığırlar, atlar, katırlar, tarım aletleri vereceğini söyledi. Battaniye ve kıyafetler gönderecekti. Topraklarımızda bol kereste, su ve otlar olacaktı. Ailemle burada yaşayabilecektim. Ama beyaz adam bu sözlerinin hiçbirini tutmadı. Beni ve halkımı esir aldı.

Amerikalılara teslim olduktan sonra neler yaşadınız?

Kırk gün içinde beni Florida'daki Fort Pickens'e götürdüler. Burada beni ve diğer Apaçileri büyük kütükleri kesmeye zorladılar. Hepimiz her gün buna mecbur tutulduk. Yaklaşık iki yıl boyunca burada ağır işlerde çalıştırıldık ve 1887 yılının Mayıs ayına kadar ailelerimizi göremedik. (Burada sesi sertleşiyor.) Bu muamele, İskelet Kanyonu'nda yapılan anlaşmamıza aykırıydı.

Sonra doğduğunuz topraklara gidebildiniz mi?

Beyaz adam bana ve halkıma doğduğum topraklara gidebileceğimi söyledi. Ama sonra bizden değişmemizi istedi. Bizim nasıl yaşadığımızı bilmiyor ve bizi hiç umursamıyordu. Söz vermesine rağmen o topraklara bir daha hiç gidemedim.

Bebekken babamın çadırının toprak zemininde yuvarlandım, annemin sırtına tırmandım ya da bir ağacın dalına asıldım. Güneşle ısındım, rüzgârlarla sarsıldım ve ağaçlarla korundum.

Çocukluğumda annem bana halkımızın efsanelerini öğretmişti. Bana güneşi ve gökyüzünü, ayı ve yıldızları, bulutları ve fırtınaları öğretti. Ayrıca bana güç, sağlık, bilgelik ve korunma için diz çökmeyi ve dua etmeyi de öğretti. Ama şimdi topraklarım gibi hepsi bana çok uzak.

Apaçilerin büyük reisi Geronimo! Şimdi sizi para karşılığında fotoğraf çektirirken görüyorum. Büyük savaşçı bu durumdan memnun mu?

Beyaz adam gelmeden önce güzel bir hayatımız vardı. Şimdi bu ufacık toprak parçasında yaşamak zorundayız. Beyaz adam Apaçilerin hayat tarzını anlamıyor. Benden 25 cent karşılığında fotoğraf çektirmemi istiyor ve bunun da bir kısmına el koyuyor. Yaşamak için başka bir fırsat vermiyor. Benimle görüşmek isteyen insanlara engel oluyor.

Ben Apaçilerin büyük lideri Goklayeh! Beyaz adama inandım ve buralara geldim. Ancak görüyorum ki bin yıllık bir geçmişi olan hayat tarzımız yok edildi. Bu topraklar bir daha asla eskisi gibi olmayacak. Ve ben bunları sadece izleyebiliyorum.

(Burada sustu ve bir daha konuşmadı.)

 
 

©2023, Recep Bilal Aksu tarafından kurulmuştur.

  • Instagram
bottom of page