top of page

BULUTLARIN UCUNDA SALLANAN ÇOCUKLAR

  • Gamze Karakuzu
  • 20 Şub 2024
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 21 Şub 2024

Yazar: Gamze Karakuzu

Editör: Pelda Doğmuş

Şef Editör: Behice Kavak



“Bulutları, gökyüzüne asan iplerden salıncak kurup sallansak nasıl olur sizce?” Bu sözler sıcak bir yaz günü, uzandıkları ağacın altında ellerini gökyüzüne uzatmış bulutları izleyen Neşe’nin ağzından çıkmıştı. Henüz yedi yaşındaydı ve hayal kurmak, onun için nefes almak kadar olağan bir şeydi. Gerçi, çocukların hayal güçlerinin çıktıkları yerin ağzını bağlamasak ya da bu hayallerin ayaklarını tutup daha fazla uçmasınlar diye yere sabitlemesek belki her şey daha farklı olacak.

Neşe, ellerine bulaşan taze çimen kokusunu da yanına alarak, arkadaşlarıyla beraber parktan çıkıp evinin yolunu tuttu. Tıpkı adı gibi etrafına neşe saçan, yüzünden gülücükler eksik olmayan bir kızdı. Bütün şehrin çocukları, güneş ışınları yavaş yavaş süzülürken sanki vaktin geldiğini anlamış gibi oyunlarını sonlandırır evlerinin yolunu tutarlardı. Kimi kendi evinde oynardı kimi arkadaşlarıyla. Oyun onların arasında konuştukları ortak bir dildi sanki. Hayal güçleri uçsuz bucaksız bir deniz gibiydi. Hayallerinin içinden ne çıkacağını kestirmek için bulunmuş bir icat ya da bunu görebilecek bir falcı da yoktu henüz.

Şehirdeki her çocuk, evine çekildiğinde akşam haberlerinde hayatlarını değiştirecek olan o haberi izledi. “Son dakika haberi ile karşınızdayız. Çocukluk yaşı artık 5 yaşa çekilmiştir. Bundan sonra okula başlayan her çocuğun herhangi bir sebeple oyun oynaması yasaklanmıştır. 5 yaş ve üstü bireyler “Erço” yani ergin çocuk olarak kabul edilecektir.” Çocuklar, bu haberin bir şaka olduğunu düşünüyorlardı. Sabah okula gittiklerinde okul bahçesinde yerlere çizilen oyun alanlarının üstüne beton döktüklerini görünce durumun ciddiyetini anladılar. Panolara asılan ağırlaştırılmış dersler de onları bekliyordu. Şehirdeki tüm oyun parkları ders çalışma alanlarına çevriliyor, oyuncak dükkânları kepenk indiriyordu. Sadece bununla kalmayıp zararlı yararlı demeyip bilgisayar oyunlarının hepsine sansür getirmişlerdi. Beş yaşın altındaki çocuklara, aileleri delirmiş gibi elde kalan oyuncaklarla oyun oynatmaya çalışıyor, beş yaşından büyük çocuklara ise ders çalışmaları için baskı yapıyorlardı. Ailelerin, beş yaşı geçmeden bildikleri her oyunu oynatmaları gerekiyordu. Çocukları o kadar çok oyuna maruz bırakmışlardı ki çocuklar kronik oyun yorgunluğu diye bir hastalığa yakalanmışlardı. Her geçen gün hastalığa yakalananların sayısı artıyordu. Doktorlar kendi evlerine bile gidemez olmuşlardı. Diğer taraftan sürekli ders çalışmaya zorlanan Erçolar ise oyun oynayarak beyinlerini rahatlatamadıkları için mutsuzluk sendromundan psikologların kapısını aşındırmaya başlamıştı. Her türlü oyunu oynamaya yeltenen çocuklara takılan çipler sayesinde beyinlerinde onları oyuna yönlendiren her hareketi takip ettiler ve bu kaosta çocuklar birer yetişkine dönüşüp erkenden iş hayatına atılmaya, tıpkı bir yetişkin gibi giyinip konuşmaya başladılar.  

Oyunsuzluğa karşı çocukların sabrı tükenmişti. Sokaklarda oyun oynayabilmek adına çocuk çeteleri kurulmaya başlandı. Bu çetelerin arasına katılmak için davet aldı Neşe, kararlıydı. O da bu çeteye katılacaktı. Bu düzen son bulmalıydı. Bu oyunsuz düzenin içinde Neşe’nin, okulla ev arasında bir yaprak gibi savrulmak artık canını sıkıyordu, geceleri uyku kaçıracak seviyeye gelmişti. Çeteye katılmaya karar verdi fakat çeteye katılmanın bir göstergesi vardı; ayağına renkli bir çorap giymekti. Serin bir yaz gecesi, ayağında renkli çorapları ile çantasını hazırlayarak çıktı evden. Çetelere katıldıktan sonra bir toplantı düzenlendi. Kararlar alındı. Diğer çetelerle iş birliği yapacaklardı. Tüm çocuklar bir araya geldi hatta bazı anne babaları bile ikna etmeyi başardılar. Dünya, tekrar çocuk kahkahaları ile dolacaktı. Mesele ne oyun ne oyuncaktı. Bu tamamen bir kimlik meselesiydi çocuklar için. Bu projeyi ortaya koyanlar, çocukları zorla bir yere götürmeye ve içindeki çocuğun sesini kısmaya çalışırken Neşe’nin aklına bir fikir geldi. Zaten şehirleri mutsuzluk içindeydi. Tüm renkler solmuştu. Kocaman bir gösteri planladılar. Tüm çocuklar sokağa dökülecek ve gerçek neşelerini etrafa son kez yaymaya çalışacaklardı. Herkes renkli çoraplarını ayağına giydi, ellerinde uçurtma, en güzel gülüşleri yüzlerinde sokak duvarlarını renkli boyalarla resimler çizerek izlerini bıraktılar.

Onları durdurmaya gelenler ile renkli çoraplılar karşı karşıya geldiğinde en sonunda herkesi gülme krizi aldı. Olayı izleyen şehrin başkanı onları durdurmak için emirler yağdırsa da kimse duymadı onu. El birliği ile yeniden inşa edildi bu şehir. Renkler, kokular, oyunlar, huzur veren çocuk sesleri tekrar geldi. Çocuklar olması gereken yerdeydiler, sokakta. Oyunlar oynandı. Oyunlar oynandıkça hastalıklar azaldı, hastalıklar azaldıkça insanlar daha mutlu ve huzurlu oldular. Aileler de hem kendi içindeki çocuğa hem de evlatlarına kavuştu. Peki bu işin sorumluları mı? Onlar çok uzun bir diyarda kendi sıkıcı dünyalarında gülmenin adını bile unuttular.

 
 

©2023, Recep Bilal Aksu tarafından kurulmuştur.

  • Instagram
bottom of page